Kore Semalarında Gökkuşağı Kardeşliği

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Kore Semalarında Gökkuşağı Kardeşliği

Güney Kore’nin ilk Tük Okulu, Rainbow International School eğitime başladı. 6 farklı ülkeden 65 öğrencinin öğrenim gördüğü Rainbow, yarım asrı aşan Türkiye-Kore kardeşliğinin yeni simgelerinden olacak.

11 yıldır Güney Kore’de yaşıyor Erhan Atay. ODTÜ Makine Mühendisliğini bitirdikten sonra, akademik kariyer için bu ülkeye gelmiş ve bir daha ayrılamamış. Koreli Nami ya da şimdiki adıyla Leyla Hanım’la hayatını birleştiren Erhan Bey’in, Sena ve Eren isminde iki çocuğu var. Kurucusu olduğu İstanbul Kültür Merkezi’nde arkadaşlarıyla birlikte gönüllü elçi gibi çalışıyor ve her yıl binlerce Koreliye Türkiye’nin güzelliklerini anlatıyor. İki ülke arasında, coğrafi mesafeye inat birçok ortak özellik ve benzerlikler var aslında. Bunların en bilineni 1950-53 arasında yaşanan Kore savaşı elbette. Türkiye, Güney Kore’nin Birleşmiş Milletler öncülüğünde komünist Kuzey işgalinden kurtarılması sürecine 5 bin askerle destek vermiş ve bu topraklarda binden fazla şehit bırakmıştı. Onlar hâlen Busan şehrindeki uluslararası şehitlikte, iki ülkenin ortak tarihinin gerçek şahitleri sıfatıyla yatıyor. Burası malum benzerlik elbette; ama bilinmeyenler de var.

İki ülkede de aile kavramı, toplumsal hayatın temel belirleyicisi. Büyüklere saygı ve hürmet, onların yanında küçüklerin sigara içmemesi, hatta ayak uzatarak oturmaması, yılda iki kez yaşanan ve aileleri buluşturan bayramlar, bu bayramlarda harçlık toplayan çocuklar, genç kızların aile onayı almadan evlenmemesi… İnsana, ‘burası Anadolu diyarı mı?’ dedirtecek özellikler bunlar. Ortak değerlerin, tarihten kaynaklanan işbirliğiyle birleşmesinin sonuçları zaten 2002 dünya kupasında, bütün dünyanın gözleri önünde yaşanmıştı. Türk Millî Takımı ile Kore Millî Takımı’nın üçüncülük maçında, iki ülke taraftarlarının rakip takımı bağırlarına basması, birbirlerinin bayraklarını dalgalandırmaları, unutulması mümkün olmayan enstantanelerdi. İşte, iki ülkeden birçok insanın belki ancak 2002’de fark edebildiği bu güzellikleri 1997’de keşfetmiş ve hayatının akışını bu yönde değiştirmiş bir isim, Kırşehirli Erhan Atay.

Dünya Markalarının Merkezi

Seul’deki İstanbul Kültür Merkezi, bugünlerde 10. yılını kutluyor. 1998’de bir grup Türk öğrencinin girişimiyle kurulan merkez, tam bir lobi şirketi gibi çalışıyor. Güney Kore, 50 milyonu bulan nüfusu ve kişi başına düşen 24 bin dolarlık geliriyle dünyanın 11. büyük ekonomisi. Hundai, Kia, Samsung, LG, Daewoo gibi dünya markalarını bünyesinde barındıran bir refah ülkesi. Güney Koreliler, ‘Toki’ diye adlandırdıkları Türkleri çok seviyor. Ama Türkiye’nin yılda 4 milyar dolar ithalata karşılık sadece 300 milyon dolarlık ihracat yapabildiği bir ülke burası. Onlar ileri teknolojili ve katma değeri çok yüksek ürün ihraç ettiğinden bu açığı kısa vadede kapatmak mümkün değil elbet; ama farklı alternatiflerimiz de var. Turizm bunlardan biri. Halen yılda 120 bin Koreli turist ülkemizi ziyaret ediyor. Oysa böylesine yüksek gelirli bir ülkede, Türkiye için turist potansiyeli çok daha fazla olabilir. Yeter ki tanıtım iyi yapılsın. İstanbul Kültür Merkezi’nin en önemli hedeflerinden biri de bu sayıyı artırmak.

220 + 1005 Kişilik Topluluk!

Merkez, 10 yıllık tarihinde Kore’de o kadar tanınmış ki, Türkiye’yle ilgili bir gündem olduğunda mikrofonlar hemen çalışanlara uzatılıyor. Etkinlikleri ulusal gazete ve televizyonlarda geniş yer buluyor. UNESCO, Türkiye’yi tanıtan İstanbul Kültür Merkezi’ne tam 7 kez “Kore’de kendini en iyi tanıtan ülke” ödülü vermiş. Sadece geçen yıl farklı okullarda toplam 50 bin gence Türkiye dersleri vermiş merkez gönüllüleri. Koreliler, birilerinin Türkiye’yi onlara Kore dilinde anlatmasından büyük keyif alıyor. Bunun ispatı da misafir gelmeden önce yapılan hazırlıklar. “Bizim arkadaşımız gitmeden önce okulda bir hafta gündem Türkiye oluyor. Gidiyoruz Türk Bayrağı’nı hazırlamışlar, hatta bizzat çizip boyamışlar. Türkiye’yi internetten araştırmışlar. Kız Kulesi, Sultanahmet gibi sembollerimizin maketlerini bile yapmış oluyorlar. Konferanstan sonra çocuklar bizden imza almak için sıraya giriyor. Kendimizi âdeta film yıldızı gibi hissediyoruz.” diyor Erhan Bey. Gönüllü lobicilerin bazılarının hayatlarının televizyon kanallarında belgesel olması bu popülaritenin okullarla sınırlı kalmadığının göstergesi.

Aslında Kore’de yaşayan toplam 600 bin yabancının sadece 220’si Türk. Buna karşılık 100 bin Japon, 60 bin Çinli ve 40 bin de Amerikalı var. Okullara gidip kendini anlatabilmek için, belirli bir sayıda olmak şart. Bu engeli nasıl aştıklarını ilginç bir anekdotla aktarıyor Atay: “Burada resmî prosedürleri tamamlamak önemlidir. Faaliyetlerimiz için izin istediğimizde bize önce nüfusumuz soruluyor. Biz de görevlilere, 220+1005 diyoruz. Şaşırdıklarını görünce de izah ediyoruz. Sayımız 220 ama Busan’da sizin özgürlüğünüz uğruna şehit düşmüş 1005 askerimiz yatıyor deyince hemen o sert simalar yumuşuyor ve bize kapılar açılıyor.”

Okullarda Türkiye dersleri ilginç elbette; ama ondan daha ilginci, öğrencileri Türkiye’de Kore gazileriyle buluşturmak. Bir araya geldikleri insanlardan kendi tarihlerini bizzat dinleyen öğrencilerin, bu diyaloglardan ne kadar etkilendiklerini söylemeye gerek yok. Aynı şekilde, yarım asır sonra karşılarında Koreli çocukları bulan gazilerin de elbette… Bazı çocukların, ‘Size şükran borcumuzu ödemeye geldik’ demesinin, gazileri gözyaşlarına boğduğunu aktarıyor Erhan Atay. Seul Devlet Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen 19 Mayıs kutlamaları da, İstanbul Kültür Merkezi’nin en dikkat çekici faaliyetlerinden.

Bu Okulun Gıdası Kardeşlik

Güney Kore’deki bir avuç Türkiye sevdalısının bu kapsamlı faaliyetlerinin, gördükleri ilginin ve iki ülke arasındaki ortak tarihî geçmişin bir Türk Okulu ile taçlandırılması elbette gerekliydi ve önceki hafta Seul gündeminde bu konu vardı. 3 Eylül 2007’de eğitime başlayan Rainbow International School (Gökkuşağı Uluslararası Okulu), iki ülke arasındaki resmî ilişkilerin 50. yılına da özel bir anlam yükledi. Açılış seremonisine, Türkiye’den gelen ve Kore’den katılan davetlilerin yanı sıra, 16 farklı ülkenin Seul büyükelçi ve konsolosları da renk kattı. Açılışta sadece Türk Büyükelçisi yoktu; ama iki ülke açısından bir ilkin yaşandığı heyecanlı dakikalarda, bu durum pek de fazla dikkati çekmedi doğrusu.

65 öğrenciyle eğitime devam eden Rainbow, uluslararası okul sıfatını hak edecek özelliklere sahip. Kore’de yaşayan farklı milletlerden insanların çocukları için güvenli bir eğitim yuvası. Altı farklı ülkeden öğrenciye sahip. Okulun kurucusu Eşref Sağlam’a göre bu eğitim hamlesinin gıdası Kore-Türk kardeşliği.

Okulun bulunduğu Seul’ün Seocho Belediyesi, Kore’nin dünya markalarına ev sahipliği yapan bölgesi aynı zamanda. Samsung ve LG’nin genel merkezleri belediye sınırları içinde kalıyor. Başkan Sung Joong Park, Rainbow’un, bölgenin uluslararası arenadaki yeni yıldızlarından olacağı noktasında iddialı. “Global dünya ile el sıkışabilen bir ülke olabilmek için bu tip girişimlere ihtiyaç var” diyerek, projenin kendileri açısından önemini vurguluyor.

Kore’deki En Popüler Türk

Kore Millî Eğitim eski Bakanı Prof. Dr. Don Hee Lee ise konuya daha geniş bir açıdan yaklaşarak, Türkiye ziyaretinde gezme imkânı bulduğu özel okulların şimdi ülkesine uzanmasından duyduğu memnuniyeti dile getiriyor. Türkiye’de yakından incelediği bu okulların kendisinde büyük şaşkınlık meydana getirdiğinin altını çizerek, epey bir ziyaret ve temastan sonra ulaştığı sonucu aktarıyor: “Gördüm ki bu okulların altında yatan felsefe insan sevgisidir. Daha o zamandan bu felsefeyi Kore’ye de taşıyalım istemiştik. Şimdi bunun gerçekleşmesinden büyük memnuniyet duyuyorum. Bu okulun açılması, bir rüyanın gerçeğe dönmesidir.”

Açılışa katılan Uluslararası Üniversiteler Birliği Başkanı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan da, Prof. Lee ile aynı düşünceleri taşıyordu. Okulların kuruluş amacını “barış içinde, insanca ve paylaşmasını bilerek yaşamak” diye değerlendiren Prof. Tekalan’a göre çocukların bu duygularla yetişmesi, geleceğin dünyasının da buna göre şekillenmesi anlamına geliyor. Rainbow’un açılışındaki en anlamlı konuşmayı, Afganistan’ın Kore Büyükelçisi yaptı. Çocuğunu bu okula yazdıran büyükelçi M. Kerim Rahimi, Türk okullarının kalitesini kendi ülkesindeki örneklerden biliyordu. Halen Afganistan’daki Türk okulları, bu ülkenin uluslararası alanda rekabet etmesini sağlayan ender kurumlar arasında yer alıyor. Büyükelçi de zaten bu gerçeğin altını çizerek, Kore’ye ilk tayin edildiğinde çocukları için hemen bir Türk okulu aradığını ve Rainbow’un açılmasının kendini çok mutlu ettiğini özellikle belirtti.

Güney Kore’de yaşayan 220 Türk arasındaki en popüler isim kuşkusuz Şenol Güneş. Güney Kore ile Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği 2002 Dünya Kupası’nda Türkiye’yi üçüncülüğe taşıyan ve halen FC Seul takımının teknik direktörlüğünü yapan Şenol Güneş bu ülkede çok seviliyor. Rainbow’un açılışına katılan ünlü teknik adam, Kore’de kendini evinde gibi hissettiğinin altını çizdi konuşmasında. Eşref Sağlam ve arkadaşlarının büyük emeklerle okulu kurduğunu ve bu süreci yakından izlediğini belirterek, Rainbow’un aynen Kore Savaşı ve 2002 Dünya kupası gibi, Türk-Kore dostluğunun simgelerinden olacağını da sözlerine ekledi. Açılıştan sonra okulu gezen Şenol Güneş, yine ilgi odağıydı. Öğrenci ve öğretmenler, tecrübeli teknik adamla bol bol hatıra fotoğrafı çektirip imza alma fırsatı buldu.

İslamiyeti Türk Askerleri Getirdi

Güney Kore halkının Türkiye’yi bu kadar sevmesinde ve ilişkilerin bu seviyeye ulaşmasında en fazla emek veren ve bu uğurda canlarını vermekten çekinmeyen yiğitler ise Busan şehrinde yatıyor. Birleşmiş Milletler Kore Anıtsal Mezarlığı, 462 Türk şehide ev sahipliği yapıyor. Şehit sayısı, cenazelerine ulaşılamayanlarla birlikte 1005. 1950-53 arasında bu topraklarda savaşmış Türk askerlerî, Kore’ye sadece askeri destek vermekle kalmamış. Savaşta ailesini kaybeden yetimler için bir okul kuran, yaralılar için hastane açan Türk askeri ayrıca İslamiyet’in bu ülkeye girmesine de vesile olmuş.

Kore Müslüman Federasyonu’na bağlı Seul Merkez Camii imamı Faruk Zünbül’ün verdiği bilgilere göre, 1950 öncesi Kore’deki Müslümanlığı, 1917 Bolşevik ihtilalinden kaçarak bu ülkeye sığınan Tatarlar temsil ediyordu. Tatarlar, Japonya’nın hâkimiyetini sürdürdüğü 1945 yılına kadar Kore’de kalıyor. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın bitişi ve Japonların çekilmesiyle onlar da ülkeyi terk ediyor. 1920’de gelip, 1945’e kadar Kore’de kalan Tatar toplumunun 100-200 kişi arasında olduğu tahmin ediliyor ve aralarında bir de müftü var. İlginç bir nokta da, Japonların çekilmesinden sonra Kore’yi terk eden Tatarların İstanbul’a gelmesi. İşte 1945’ten itibaren hiçbir Müslüman’ın kalmadığı bu coğrafyayı İslamla tekrar tanıştıran, 1950’de gelen Türk Tugayı olur.

Bugün Kore’de Budizm, Şamanizm ve Taoizmle birlikte en etkin din Hıristiyanlık. Kore Savaşı yıllarında bu ülkede etkinliklerini artıran Amerikalı misyonerler, Hıristiyanlığın yayılmasında büyük rol oynadı. Kore hâlen farklı ülkelere en fazla misyoner gönderen ülke konumunda. Zaten kısa bir şehir turu yapsanız bile kafanızı çevirdiğiniz her noktada görebileceğiniz kiliseler bunun göstergesi. Ülkedeki Müslüman sayısı birkaç bini geçmiyor. Her büyük şehirde bir cami bulunuyor. Bunların en büyüğü ise Seul’deki Merkez Camii.

Bir Erhan da Kore’de Olsun!

Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini bitirmesine ve çok iyi iş imkânlarına sahip olmasına rağmen, hayatını Güney Kore’de sürdürmeyi tercih eden Erhan Atay, bundan hiç pişmanlık duymamış. “Benim yapacaklarımı gerçekleştirebilecek Türkiye’de binlerce Erhan var, bir tanesi de burada olsun ne fark eder. ODTÜ Makine Mühendisliği’nden her yıl 300 kişi mezun oluyor, onlar ülkeme yeter.” diyecek kadar rahat. Kore’de kalarak Türkiye’ye en büyük hizmeti yaptığının da farkında aslında. Türkiye’de kalsaydı, buradaki kadar ülkesine faydalı olamayacağını iyi biliyor ve kendisine Kore şehitlerini referans alıyor. Öyle ya, onlar da köylerinde kalsalardı, ülkemizdeki binlerce Ahmet’ten Mehmet’ten biri olarak ölecek ve yakınları dışında belki kimse tarafından hatırlanmayacaklardı. Oysa şimdi o Mehmetler, iki ülkenin dostane geleceğinin en büyük güvencesini oluşturuyor. Şimdinin Erhanlarına da güç veriyor…

Sahip Çıkmak Bizim Görevimiz

Güney Kore’nin ilk Türk Okulu Rainbow’un açılışında, bu ülkedeki eğitim faaliyetlerine maddi ve manevi destek veren işadamları da vardı. Türkiye’nin geleceğine yatırım yaptıklarını düşünen işadamları, sponsorluk desteklerinin somut neticelerini görmekten son derece mutlu oldu. Genel kanaat, şimdi yapılanların 1950’de Mehmetçiğin başlattığı faaliyetlerin devamı olduğu yönündeydi. İşadamı Süleyman Öncel’i en fazla etkileyen, Türkiye’de çok iyi üniversitelerde okumuş ve kendi ülkelerinde oldukça iyi imkânlarla hayatını devam ettirebilecek gençlerin, ülkelerinden binlerce kilometre uzakta bir hayat kurmaları ve bütün enerjileriyle ülkelerini temsil etmeleri olmuş. Anadolu insanının nereye gitse mazlumların yanında olduğunun ve onların elinden tuttuğunun en somut göstergesinin, Busan’daki Türk şehitliği olduğunun altını çizen Öncel’e göre şimdikilerin yaptığı aslında atalarının ayak izlerini takip etmek. Bu yoldaki insanlara destek vermeyi kendisi için bir görev kabul ettiğini söyleyip, “Bu herkesin vazifesidir.” diye ekliyor.

İşadamı Levent Soylu da Kore gezisinde, yapılan hizmetlerin ne kadar semereli olduğunu görme fırsatı elde ettiğini belirterek, bu işlere ne kadar destek verilse yetersiz kalacağını idrak ettiğini vurguluyor. Soylu, ülkemizdeki başarılı girişimcilerin ellerindeki imkânları zorlayarak, Türkiye’nin sesini yüceltme yürüyüşünü desteklemesi gerektiğinin de altını çiziyor: “Kore’deki şehitlikte yatanların ortalama yaşı 21. Onlar orada sadece savaşmakla kalmamış, okul, yetimhane, hastane açarak insanlara sahip çıkmış. 21 yaşındaki gençlerde bu kadar şuur olur mu diye düşündüm; ama şu anda oradaki insanlara sahip çıkan bazı gençlerin de 21 yaşında olduğunu görünce bunun olabileceğini anladım. Bize düşen bu şuurlu gençlere sahip çıkmaktır.”

Mehmetçiğin Açtığı Yoldan Gidilmeli

İşadamı Ahmet Sait Kavurmacı ise sanayici olarak hem ülke ihracatına katkı yapmak hem de ilgilendikleri sektörlerde Türk firmalarını dünyada söz sahibi yapmak için çalıştıklarını belirterek, “Bunu yaptıktan sonra, ticari olarak ilgi alanımızda olmayan ama ülkemizin imajını yükselten ve dünyada barışı ve diyalogu sağlayacağın inandığımız eğitim faaliyetlerini desteklemeyi de borç biliyoruz.” diyor. Türkiye’nin, 600 yıl bir süper güç olarak dünya siyasetinde belirleyici olmuş Osmanlı bakiyesi bir ülke olduğunun unutulmaması gerektiğinin de altını çizerek, barıştan çok savaşı pompalayan günümüz süper güçlerinin aksine dünya barışına hizmet eden yurtdışı eğitim faaliyetlerinin büyük önem taşıdığını vurguluyor. 1950’de Türk askerinin iki ülke ilişkileri açısından açtığı kulvarın uzun süre boş bırakıldığını, devamının getirilmediğini hatırlatan Kavurmacı, Mehmetçiğin açtığı bu yoldan geç de olsa birilerinin gitmeye başladığını görmenin kendisini çok mutlu ettiğini dile getiriyor. (Zafer Özcan)

Share:

More Posts

Send Us A Message