Birkaç gün önce çalışma masama bırakılmış bir kitap buldum. Eser Karakaş’ın nazik bir notu eklenerek gönderilmiş. Kitabın adı Barış Köprüleri.
Alt başlığa “Dünyaya açılan Türk okulları” ibaresi eklenmiş. Kitabın kapağında üç önemli isim: Toktamış Ateş, Eser Karakaş, İlber Ortaylı.
Türk okulları denince artık tanım ya da tarif yapmaya gerek kalmıyor. Adı üstünde; Türk okulları. Dünyanın dört bir yanına yayılmış, Türkiye sevgisini insan sevgisiyle harmanlamış, Türk dilini dünya edebiyatıyla mezcetmiş okullara dünyanın her bir yerinde Türk okulları deniyor. Bu okulların her birinin ismi var aslında. Her biri kendine mahsus yönetim kurulundan oluşuyor. Her biri faaliyet yaptığı ülkenin kanunlarına tâbi. Yine de hepsinin ortak bir adı var: Türk okulları! Karşımızda Türkiye’nin global bir eğitim markası var.
Düşünün; Türkiye dünya markası sayılabilecek kaç kuruma sahip? Ticarette, sanatta, sporda… Kaç dünya markamız var ki dünyanın bir köşesine gidildiğinde onun gölgesine sığınalım, en ücra ülkelerde bile “tanıdık” bir isim deyip hasret giderelim? Keşke olsa! Keşke bugün Amerikalıların onlarca firma ile övündüğü gibi, İtalyanların onlarca marka ile sevindiği gibi, Fransızların onlarca kurum ile neşelendiği gibi biz de “işte bu bizim insanımızın emeğidir, gayretidir, başarısıdır!” deyip mutlu olabilsek!
Türk okulları, Türkiye’nin okullarıdır; ancak Türkiye’nin ufuklarını çoktan aşmıştır. Asla ırkçılık yapmadı bu okullar; Türk kültürünün letafetini insan sevgisiyle taşıdı yeryüzüne. Kültürlerarası diyaloğu edebiyat oyunları olmaktan çıkarıp hayatın gerçekliğine taşıdı. Orta Asya’da, Balkanlar’da, Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da bugün adından söz edilen bir sosyal gerçek var; Türk okulları. Zeki öğrencileri, fedakâr öğretmenleri, cömert sponsorlarıyla her geçen gün biraz daha değerini anlıyoruz bu okulların. Dünya barışına sinesini açmış destekçileri ve duacılarıyla her geçen gün büyüyen; büyüdükçe sevgi çiçekleri derleyen bir marka Türk okulları!
Türk milleti, Türk okullarının ne kadar büyük bir umut olduğunu biliyor. O yüzden desteğini esirgemiyor bu okullardan. Çeşitli sebeplerden dolayı bu okullara karşı düşmanlık besleyenlere gönül koyuyor şüphesiz. Zira biliyor ki bu okullar sadece bu millet için değil; bütün insanlık için ve paha biçilemez bir nimet. Bu okulların açılmasını tâ baştan beri teşvik eden Fethullah Gülen’i de halk yakından tanıyor. Yıllar boyu süren vaazlar, hutbeler, konferanslar, sohbetlerde Gülen, hep insan sevgisine, ülke sevdasına odaklandı. Onun şahsi bir beklentisi hiç olmadı; olmaz da. Bu okulların hiçbir kişiye nüfuz sağlaması da mümkün değil zaten. Tek bir derdi, davası vardı Gülen’in: Bu necip milletin yeryüzü dengelerinde yapıcı, barışçı bir rolü olsun.
İyi ki de böyle düşünmüş! Gücünü kavgadan alanlar kimlik bunalımının en derin vadilerinde çırpınırken, Fethullah Gülen vesile olduğu gayretler ile anılıyor ve önyargısız herkesin takdirini topluyor.
Barış Köprüleri adlı kitabı hazırlayan Ufuk Yayınları’nı gönülden kutlamak gerekiyor. Ne iyi etmişler de birbirinden kıymetli insanlardan yazılar, mülakatlar derlemişler. Kimler yok ki bu kitaba Türk okullarını şerh etmeyen: Bülent Ecevit, Mehmet Sağlam, Gündüz Aktan, İlber Ortaylı, Kemal Karpat, M. Ali Kılıçbay, Eser Karakaş, Halit Refik, Ali Yaşar Sarıbay, Mehmet Altan, Yılmaz Öztuna, Süleyman Seyfi Öğün, Gülay Göktürk, Cengiz Aytmatov, Niyazi Öktem, Mümtaz’er Türköne, Ümit Meriç, Naci Bostancı, Ali Bulaç, Nevzat Kösoğlu, M. Niyazi Özdemir, Büşra Ersanlı, Şerif Ali Tekalan, Faruk Tuncer, Ali Fuat Bilkan, Yasin Aktay, Şahin Alpay.
Ufuk Yayınları kitabın kapağına küçücük bir sayı kondurmuş “1” diye. Hemen eklemek zorundayım bu kitabın 2.si de çıkmalı; çıkmalı ki her kesimin bu okullar sayesinde nasıl mutlu olduğu anlaşılabilsin. Ve herkes “işte Türkiye’nin dünya markası budur, daha başka markalar da üretmemiz gerekir” desin…








