Kolonileştirmeye geldiklerinde de ‘an meselesi’ demişlerdi. Medenileştirici işgalin mef’ul bihileri (obje) bir gecede medenileşeceklerini sanmışlardı. Demokrasi geliyor gelmiyor tartışması, nasıl geldiğinin sorgulanmasına fırsat tanımıyor.
Sahada devam eden işgal durumundan rahatsız olmuyorsan hangi insan haklarından, hangi özgürlükten, hangi eşitlikten bahsediyorsun? Amerikalılar Ortadoğu’ya demokrasi mi getirecekler? Niyetleri samimiyse bile metotları yanlış. Ortadoğu’ya demokrasi gelecekse bunu yapabilecek tek unsur İslami hareketlerdir. Kaldı ki İslami hareketleri özgürlükçü demokrasiye inandırmadan gelecek katılımcı demokrasinin her türlü kurumu da kanlı Cezayir menekşesi demektir.
Açalım.
Demokrasinin basitleştirilmiş operasyonel bir tanımı ‘halkın özgür iradesinin seçimler yoluyla ifadesi’dir. Burada vurgu seçimler değil, özgür irade ifadesindedir. Özgür irade yoksa ifadenin anlamı da yoktur. Sivil toplum, özgür iradenin adresidir. Ortadoğu’da sivil toplumu andıran tek oluşum İslami hareketlerdir. Bunlar muhalefet kültürünü tanıyan, eleştirmeyi bilen, devleti dokunulmazlaştırmayan, kendi kanaatleri de dahil olmak üzere her türlü kanaati sorgulayabilen, değişebilen, gösteri yapabilen, özgür iradeleri olan hareketlerdir. Ortadoğu’ya demokrasi getirmeye gelenlerin mevcut rejimleri alaşağı etmelerine veya reforma zorlamalarına, her türlü dış müdahalenin dışlanacağı şerhi dışında lafımız yok. Ama aynı demokrasi havarilerinin bir numaralı hedef kitlelerini askerî hedef görmeleri kabul edilemez. Rejimlerle birlikte İslami hareketleri de ortadan kaldırmaya yönelik her hareket demokrasinin mümbit toprağını erozyona uğratır.
İslami hareketlerin mevcut durumda silahlı mücadeleye destek verdikleri ve bu durumun pek demokratik görünmediği doğrudur. Ama bu silahlı mücadelenin hedefi zaten demokrasiden anlamayan, özgür iradeyi sindirmeye çalışan ‘otoriter efendiler’dir. Amerikalıların diplomasiyi çok gördüğü bu efendilere karşı İslami hareketlerin demokratik mücadele vermelerini beklemek haksızlık olmaz mı?
Peki, haklı olarak silahlı olan bu hareketler silahlara veda edip demokratik mücadeleye kayabilirler mi? Evet. Bu ihtimal, haksız olarak iktidarı elinde tutanların demokrasiye razı olma ihtimalinden çok daha büyüktür. Elverir ki demokratik mücadele ile hak ettiklerinin hiç değilse bir kısmını elde edebileceklerine inandırılsınlar. Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas, Mısır ve Suriye’de İhvan-ı Müslimin kısa zamanda siyasi mücadeleye kayabilir ve silahları terk edebilirler. Yeter ki bir daha Hama katliamı, bir daha Güney Lübnan işgali, bir daha parti kapatma, lider tutuklama, faili meçhuller dizisi yaşanmasın.
Cezayir’den çıkartılan ‘İslami hareketleri sindirmeden kurulacak bir demokrasinin iç savaşa yol açacağı’ dersi yanlıştır. Doğrusu, toplum tabanında en aktif, katılımcı, özgür iradeli kadroları elinde bulunduran İslami hareketleri demokratik kültüre hazırlamadan kurulacak bir demokrasinin yaşayamayacağı dersidir. Irak’ta yapılan bu olmuştur. Şimdilik siyaseti savaşın bir uzantısı olarak gören Şiilerin sandık başında gösterdikleri sevinç ‘demokratik görünen yollarla Sünnileri dışlamak ve Amerikalıları kovacak olmak’ sevincinden ibarettir.
İslami hareketleri demokrasinin mevcut Amerikan bandrollü, felsefi temellerini Avrupa aydınlanmasında bulan, işgalle gelen, evlat acısı yaşatan versiyonunu elbette kabullenmeyeceklerdir. Bu açıdan adını Fethullah Gülen Hocaefendi’nin koyduğu ‘mana boyutlu demokrasi’nin teorik ve pratik bazda geliştirilmesi aciliyet kesp etmektedir. Bunun için Irak savaşına ayrıldığı kadar bütçe, insan ve zihin gücü ayrılsa sezadır…








