Türkiye, kaç gündür Kerkük sorunu ile ilgileniyor. Devletin en üst temsilcileri art arda beyanatlar veriyor.
Ama sonuç pek parlak değil. Türkiye’nin “stratejik derinliğinde” bu kadar aciz kalması, yılların ihmalleri, insana apaçık ümitsizlik veriyor.
Ancak bir insan, bütün bu hayal kırıklıklarına meydan okuyor. Yaşananların aksi istikametinde umut veriyor. Güven veriyor. Gönüllere su serpiyor. “Adanmış ruhları”, “Anadolu insanını” büyük mefkureler peşinde koşmaya teşvik ediyor. Türkiye’nin fikir mimarlarından Fethullah Gülen, Milliyet gazetesinde 22 gün süren dizi röportajında çok çarpıcı tespitleri dile getiriyor.
“Türkiye istikbal adına daha fazla ümit vericidir. Bir Türkiye gerçeği vardır ve gelecekte başkalarının bizimle yarışması mümkün değildir.” diyen Gülen, ekliyor: “Çünkü; biz kaç defa ve farklı farklı şekillerde düşmüş ama her seferinde diriliş adına farklı doğrulma sistemleri geliştirmiş bir milletiz. Şimdilerde araştırma aşkı uyanmış ve beyin fırtınaları yaşanıyor ülkemizde. Dolayısıyla mevcut durumumuz bir sistem körlüğünü değil, yeni arayışları gösteriyor. Eğer sahip olduğu dinamikleri iyi değerlendirirse, Türkiye, devletlerarası muvazenede layık olduğu yeri mutlaka alacaktır.”
Mehmet Gündem, Gülen’le yapılan onca röportaja rağmen, farklı ve seviyeli sorularla konuları derinlemesine açmış. Yani bilinenin tekrarını değil, kapalı kalan kısımlarında Gülen’i konuşturmuş. Dış politika ile ilgilenenlere de, röportajın sunduğu birçok bilgi var. Gülen, röportajda, ABD’nin Irak’a müdahalesi, Şiiliğin güçlü zuhuru ve potansiyel riskleri, Irak’ın geleceği, Büyük Ortadoğu Projesi, hilafeti canlandırma girişimlerinin gayesi, Ladin’in dini referans almadaki yanlışları, Huntington’ın dinlerarası çatışma tezi ve din müntesipleri arasında diyalog arayışı konularında ufuk açıcı açıklamalar yapıyor.
Arjantin’den Tayland’a, Sibirya’dan Tanzanya’ya dünyanın dört bir yanında Türk müteşebbisleri, gönüllüleri hizmete teşvik eden Gülen, bunu her şart altında yapmaktan geri durmayacağını şu sözlerle dile getiriyor:
“Mezara konulurken bile fırsatım olursa yine, gidin okul açın, Türk dilini dünya dili haline getirme mevzuunda gayretten dur olmayın diyeceğim. Esnafımıza dünyanın dört bir yanına sürgünler halinde açılın ve sonra ağaçlar haline gelin, lobiler oluşturun ve Türkiye’yi destekleyin; dünyadan kopmuş bir Türkiye’nin ayakta durması mümkün değildir, demeye devam edeceğim. Eğer bir gün hususi kanun çıkarıp, ağzıma kilit vursalar bile, elimle, ayağımla bunları yazacak ama yine anlatacağım. Türkiye’nin davası büyük bir davadır. Ona topyekün bir milletin, Milli Mücadele’de olduğu gibi sahip çıkması lazımdır, demeye devam edeceğim.”
“Hareket”in bağımsızlığı ve siyasetten uzak kalması konusunda hassasiyetle duran Gülen, yurt dışına bakan misyon yönüyle de bir hususa dikkat çekiyor: “Siyasi ve coğrafi sınırları zorlama katiyen amaç olmamalı, başka milletlerin topraklarına göz dikme gibi bir niyet asla bulundurmamalı.”
Gülen, evrenselleşen “hareketin”, din müntesipleri arasındaki diyalog arayışına da büyük misyon yüklüyor. Gülen, açılan kültür lokallerini, okulları, üniversiteleri “geleceğin sulh adacıkları”, Huntington’ın dillendirdiği dinler arası çatışmalar ve çıkması muhtemel diğer fitnelere karşı da birer “dalgakıranlar” olarak görüyor.
“Orijinal” şeyler söyleyen birçok “aksiyon” insanı gibi “kavminin yurdundan çıkardığı” Gülen, ne var ki anlaşılamıyor. Anlaşılmadığı için de, Türkiye’nin geleceği için büyük misyon üstlenen yurtdışındaki okullar bile vehimlerle hareket eden bazı “görevlilerce” ev sahibi ülkelere kapatılmaları için şikayet ediliyor.
Ve Gülen, anlaşılamadığı için, hasta haliyle, ilerleyen yaşına rağmen, “vatan hasreti” ile “hüzünlü gurbet”i yudumluyor. Oysa Gülen’in röportajda ifade ettiği gibi: “Savaşmakla başa çıkılamaz bu meseleyle, çünkü millet ile savaşılmaz.”








