Zaman Gazetesi Brüksel temsilcisi Selçuk Gültaşlı bugünkü köşe yazısında Tayyip Erdoğan’ın büyük tartışmalara yol açan Köln konuşmasını değerlendirdi.
Selçuk Gültaşlı yazısının devamında, Hizmeti ve Hocaefendi’yi yuhalatanların ayrımcılığın, nefretin panzehiri olacağız sözlerine kim inanır diye soruyor.
İşte Selçuk Gültaşlı’nın o yazısı:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan büyük tartışmalara yol açan Köln konuşmasını hem Almanya’yı hem de Türkiye’yi biraz daha gererek gerçekleştirdi. Baştan sona takip ettiğim konuşmanın sonunda netice şöyle tebellür etti: şaka gibi!
Erdoğan ciddiye alınması zor, bir önceki cümlenin bir sonrakiyle çeliştiği ‘şaka gibi’ bir konuşma yaptı. Gerçi Gezi’den bu yana Erdoğan’ın fıtratına dönüştü bu tür konuşmalar ama her üç-beş dakikada birilerini yuhalatan Başbakan’ın beni bile şaşırtan cümlesi şu oldu: ‘Avrupa içinde yükselen ırkçılığın, vicdanları yaralayan nefretin, ayrımcılığın panzehiri inanın Türkiye olacaktır’. İnşallah olur tabii ama Erdoğan’ın bu iktidarıyla mı gerçekleşecek bunlar?
Şöyle düşünün: Erdoğan, Alevileri, Avrupa Birliği’ni, Batı’yı, Türk ve Alman basınını, muhterem Hocaefendi’yi, Kemal Kılıçdaroğlu’nu, her türlü muhalifini 18 bin kişiye yuhalatıyor. Sonra da diyor ki: ‘Evrensel değerlerin, Avrupalı değerlerin güçlenmesine Türkiye en büyük katkıyı sağlayacak. Nefret suçlarına karşı Türkiye en büyük örnek teşkil edecektir.’ Buraya, salonun Almanya Başbakanı Angela Merkel’i de yuhaladığını eklememiz gerekiyor. Köln’ü, cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenmiş bir adayın başarılı bir ziyareti olarak değerlendirmek mümkün. Türkiye başbakanının ziyareti olarak baktığımızda ise karşımızda ülkeyi ilgilendiren ciddi sorunları mündemiç bir tablo var. Erdoğan’ın konuşmasına bakarak sebeplerine kısaca değinelim:
Aşırı sağ ve AB karşıtı popülist partilerin patlama yapacağı tahmin edilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinden bir gün önce Erdoğan gibi bir liderin Almanya ziyareti zamanlama açısından bir felaket, istismara açık. AB hedefinden vazgeçmediğini iddia eden Erdoğan’ın 17 Aralık’tan bu yana icraatlarını değerlendiren Avrupalıların buna inanması mümkün değil. 17 Aralık’tan sonra Türkiye’nin hızla AB’den uzaklaştığını Avrupa’da söylemeyen kalmadı.
Hem Alman hem Türk basınını sertçe eleştirmesi, bir Alman dergiyi açıktan hedef alması, kendini ne kadar savunursa savunsun ifade ve basın hürriyetinden ne anladığını ortaya koyuyor. Toplumunu paramparça etmiş, nefret söylemini her ortamda pervasızca kullanan ve Hizmet Hareketi’ni virüse benzettiği için Almanya gibi Nazi geçmişi olan ülkelerde tüyler ürperten bir siyasetçinin ‘nefret suçlarına karşı’ Türkiye’nin emsal teşkil edeceğini söylemesi trajikomik.
Konuşmasında Gezi’ye uzun uzun temas etmesi, Türkiye’nin dış düşmanlarına ayrıntılı dikkat çekmesi; Türkiye’den örnek vermek gerekirse kendisini Kemalistlere, yurtdışında misal getirecek olursak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakınlaştırıyor. Erdoğan’ı Hitler’e benzetmek, Hitler bıyıklı posterleri ile gösteri yapmak ise densizlik. Bırakın Cumhurbaşkanı Gauck ya da Başbakan Merkel ile bir araya gelmeyi, muteber hiçbir Türk asıllı siyasetçiyle bile bir görüşme yapmayan bir Türkiye Başbakanı’nın geldiği nokta, ülkenin itibarı açısından üzücü. Oysa daha birkaç yıl öncesine kadar ‘Türkiye’nin en büyük reformcusu’ diye selamlanıyordu Avrupa’da.
Konuşmasının başında Almanya’daki Türklere hitap ettiğini hatırlayarak entegrasyonun ehemmiyetine atıf yaparken, sona doğru Almanya’daki Türklerden oy isteyen bir cumhurbaşkanı adayına dönüşerek ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan’ şeklinde konuşması şöyle değerlendirildi: “Bu kadar kısa sürede bu kadar çelişmez ki insan!”
Erdoğan’ı içerde dinleyenlerle, dışarda protesto edenleri mukayese ettiğinizde şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza: Kefenlerini giymiş, öl de ölelim diye slogan atanlardan Hitler’e benzetecek kadar nefret edenlere derinlemesine bölünmüş bir Türkiye toplumu. Ziyaret için ‘geldi, gördü ve böldü’ demek en doğrusu.
Bugün Zaman’da okuyacağınız mülakatta Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in dediği gibi ‘Erdoğan Almanya’yı yüzde yüz kaybetti ve Türkiye-AB ilişkileri bu konuşmadan çok kötü etkilenecek’. Umurunda mı? Hiç sanmıyorum. Almanya’nın hiç mi kusuru yok? Bir sonraki yazıya!
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/selcuk-gultasli/geldim-gordum-boldum_2220109.html








