
Hem Başbakan hem de Yardımcısı Emrullah İşler, seçimlerden sonra yeterli desteği aldıkları takdirde Cemaate operasyon başlayacağını açık açık söylüyorlar. Peki operasyon kararını Savcı mı verir, Başbakan mı?
17 Aralık’taki büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra “yandaş” gazetelerden biri “SEÇİM AYARLI OPERASYON” manşetini atmıştı. Pek çok suçüstü durumunun söz konusu olabileceği bir dönemde yapılan operasyonun ne kadar “seçim ayarlı” olduğu tartışılır.
Ancak AKP Hükümeti’nin, Hizmet Hareketi’ne yönelik yapmayı/yaptırmayı planladığı operasyon, bu tanımlamaya çok daha uygun görünüyor. Nasıl olacağı hükümet yöneticilerinin ifadelerinde mevcut. Hem de öyle gizli- saklı, kodlu-şifreli filan da değil. Açık açık, göstere göstere.
Masumiyet karinesi ayakkabı kutularına var
Başbakan, 17 Aralık’tan itibaren ortaya saçılan iç bulandırıcı gerçeklerle ilgili meydanlarda “masuniyet karinesi nerede?” diye haykırıyor. Kutu kutu paralarla, saatlerle, konuşmalarla, videolarla, fotoğraflarla her şeyi kayıt altında, belgeli olan bir soruşturmada “masuniyet karinesinin çiğnendiğini” söyleyerek, vicdan yapıyor.
Delil bile olmayan hizmet hareketine yok
Fakat iş yolsuzlukların ortaya dökülmesinden sorumlu tuttuğu Hizmet Hareketi hakkında konuşmaya gelince ortada ne masumiyet kalıyor, ne karine. “Çete”, “örgüt”, “paralel yapı”, “haşhaşi”, “sülük”, “beka sorunu” ve daha nice kesin yargılı, suçlayıcı ifade art arda geliyor.
Yine her konuşmasında Hizmet Hareketi’ne yönelik olarak yapılacak operasyonlardan, açılacak davalardan bahsediyor. Sanırsınız kendisi cumhuriyet savcılığında çalışan bir “zabıt katibi”
Oysa gerek milyonlarca dolarlık usulsüz işlerin parçası oldukları fezlekelere konu olmuş Bakanların “başı” olması, gerekse evinde bulunduğu iddia edilen kaynağı belirsiz milyonlarca avroyu “eritin” talimatı verdiği iddia edilen kişi konumunda bulunması, Başbakan’ı 17 Aralık sürecinin en güçlü soru işaretlerinden biri yapıyor. O ise bütün bunlar hiç ortada yokmuş gibi durmadan Hizmet’e saldırıyor.
O zaman neden hemen operasyon yapılmıyor?
Madem öyle, madem Hizmet Hareketi -hiçbir somut ve mantıklı delil bulunmamasına rağmen- bu kadar tehlikeli, neden hemen operasyon yapılmıyor?
Hayatlarını insanlara hizmet etmeye adamış ve ellerine çakmak dahi almamış insanlara yapılacak kötülüklerin, seçimlerde AKP aleyhine sonuç vermesinden endişe edildiği için olabilir mi?
Hoşuna gitmeyen her gelişmeye “zamanlaması manidar” diyerek, şerh düşen iktidar mensupları, Hizmet Hareketi’ne karşı operasyon başlatmak üzere seçim sonucunda hiç de manidar olmayacak (!) bir zamanı mı bekliyorlar?
Bu sorunun cevabı Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler’in açıklamasında çok net biçimde kendini gösterdi. İşler söze “Seçimlerde eğer milletimiz bize güçlü bir destek verirse” diye başladı ve “Bu mücadeleyi tek başımıza aslanlar gibi YÜRÜTECEĞİZ.” diyerek cümlesini tamamladı. İşte buna su katılmamış biçimde “seçim ayarlı operasyon” deniyor.
Operasyonun emrini başbakan mı verecek?
Bu mu ileri demokrasi, bu mu yargı bağımsızlığı, bu mu AB adayı Türkiye‘de adalet mekanizmasının işleyiş biçimi? Operasyon emrinin Savcı’dan, Hakim’den değil de Başbakan’dan, Yardımcısından alındığı bir ülkede adil bir yargıdan söz edilebilir mi?
İktidardan emir alan savcının oluşturacağı delil, hakimin vereceği karar bağımsız, tarafsız, adaletli olabilir mi?
Tecrübesiz Başbakan Yardımcısı’nın bu sözleri, Türkiye’de yargının bütünüyle yürütmenin emri altına girdiği gerçeğinin hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın tescillenmesidir.
“Benim savcım, benim hakimim”
28 Şubat’ta, yargı askerin emri altına girdi diye ortalığı ayağa kaldıranlar, bugün yargıyı yürütmenin uhdesine almış olmaktan hiç de rahatsız görünmüyorlar. “Benim Bakanım”, “Benim Genelkurmay Başkanım”, “Benim Valim”, “Benim Emniyet Müdürüm” dizisine, “Benim Savcım”, “Benim Hakimim” ifadelerini eklemek ““yok” denilen “diktatörlüğü” resmen ilan etmekten başka bir şey değil.
Ülkede var olan herkesi kendi emrinde, kendine aitmiş gibi gören anlayışın millete ait milyar dolarları evine doldururken bunda hiçbir sakıncası görmemesi, oldukça normal (!) karşılanmalı.
“Millet benim. Dolayısıyla benim milletimin parası da benim” mantığı.
İşte bu kadar basit.








