Hiçbir şey kulluğun yerini tutmaz

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Hiçbir şey kulluğun yerini tutmaz

İkindi sonrası. Küçücük salonda beş-on insan. Kırık mızrap sazın tellerine vuracak mı bugün beklentisi içindeler. İlk çıkış çok önemli. Ya bir soru ya elektronik levhada çıkan bir söz ya da yeni veya eski misafirlere hal hatır sormalarla başlayıp devam eden muhavereler yönlendirecek muhabbetin seyrini. Bugün öncelik elektronik levhada, İ. Hakkı Hazretleri’ne ait bir dize: “Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde, Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde.”

“Tenezzülât-ı tecelliyât-ı İlâhiye adını verebilirsiniz gecelere,” dedi ve saldı sözü kendi akışı içine. “Fırsattır geceler Rab’le münasebet kurmak için. Hususiyle böyle dönemlerde. Hiç kimsenin sizi görmediği, Allah ile baş başa kaldığınız gecelerde dua etme. Riya girmez o karanlık gecelerin içine. Girse girse ucb girebilir. İç beğeni demek ucb. Herkes uyurken siz ayaktasınız ya. Eğer içinize böyle bir his gelirse yapacağınız şey: ‘Seni hakkıyla zikredemedik Ya Mezkûr; Sana hakkıyla hamd edemedik Ya Mahmûd; Sana hakkıyla ibadet edemedik Ya Ma’bûd; Sana hakkıyla şükredemedik Ya Meşkûr’ deyip o ucbun başına bir balyoz vurmak. Evet, geceler uşşâkın ârâmgâhıdır. Alıştırmalı insan kendini. Ya saatini kurmalı yatarken ya da vitir namazını gecenin sonuna bırakmalı. Böyle olursa icbari bir kalkış olur.”

Problem hayat tarzımız mı?

Böyle başladı Hocaefendi bugün sohbete ve selis bir beyanla yaşadıklarını anlatmaya durdu. “Yaşadıklarını anlatıyor” sözünü ben diyorum, o değil. Çünkü inancım o ki yaşamayan bir insan bu sözleri söyleyemez. Fakat bir problem var; o da bizim hayat tarzımız. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar ayakta kalıp, 3-4 saat sonra günün yorgunluğuna rağmen teheccüt namazına kalkmak, ertesi gün zinde bir vücutla bizi bekleyen iş dünyamızı düşünecek olursanız oldukça zor. Efendimiz (sas) döneminde ashab bunu yapıyormuş ama onların hayat tarzı yatsı namazından sonra istirahate çekilme üzerine kurulu. Bunları düşündüm Hocaefendi’yi dinlerken ve nefes almaya durup cümlesine nokta koyduğu an soracağım dedim. Sordum.

Güldü diyemeyeceğim sorumu dinleyince. Acı acı tebessüm de etmedi. O da biliyor bizim yaşadığımız hayat şartlarını. Ama derinden derine ıstırap duyduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gece ibadeti adına geldiğimiz yer, mazeret anlamına gelecek düşünceler zannediyorum üzdü kendisini. Ama nezaket insanı. Meseleyi sadece Allah için yapılan sohbetlere, toplantılara hasrederek dedi ki: “Gece yarılarına kadar yaptığınız muhabbetleri, toplantıları hafife almıyorum ama şunu söyleyeyim; hiçbir şey Allah’a karşı yapılan kulluğun yerini tutmaz.”

Cevabımı almıştım. Üstad’ın ifadesiyle “gafil kafaya inen tokmak” misali bir uyarıydı bu benim için. Kaldı ki ben soruda gece yarılarına kadar ayakta kalıyoruz derken hep hizmet hayatımızı kastetmemiştim. Akraba ve dost çevresiyle muhabbetlerden, TV önünde eritilen zamana kadar birçok şeyi düşünmüştüm. Fakat yukarıda dediğim gibi nezaketi muhatabını hiç rencide etmeyecek bir eksene kaydırarak cevap vermesini sağladı.

Devamında ne dedi? Bana göre devam etmeseydi de olurdu; yeter aslında bu cevap insan olan insana. Bununla beraber ben aktarayım: “Vakti iyi değerlendirin. İsraf-i zaman yapmayın” dedi ve ilave etti; “Konuşacağınız, görüşeceğiniz şeylerin çerçevesini iyi belirleyin. Onları irticalinin esnekliği içine salmayın. Gerekirse konuşacağınız cümleleri bile yazın ve işinizi en kısa zamanda bitirip evinize gidin. Yoksa evde koca bekleyen eşlerinizin, baba baba diyen çocuklarınızın hak ve hukukuna girmiş olursunuz. İşin mahiyetine göre ara sıra istisnalar olabilir. Eşleriniz de bunu kabullenir. Fakat bu istisnaları hayat tarzı haline getirmemeli.”

30 yılı bulan beraberliğimizden biliyorum; Hocaefendi çok önem verir gecelerde Rab’le girilen münasebete. İsterseniz sıralayayım.

Hakiki Müslümanlığın ölçüsü

Ona göre; şeklî Müslümanlığın hakiki Müslümanlığa dönüşü adına hem vasıta hem de sonuçtur gecelerin ihyası. Ölçü olarak da kabulleniyor diyebilirim rahatlıkla. Kişinin Müslümanlığını namaz bağlamında ölçen kriterler olsa mesela hiç şüphem yok, Hocaefendi farz namazlarından sonra teheccüdü ilk sıraya koyar.

Ona göre; âlem-i İslam olarak ihyamızın da bir ölçüsüdür. Su sözler ona ait: “Şeklî Müslümanlıklarla İslam dünyasının problemleri çözülmez. Çok değil 50 tane insan geceleri kalkıp yana yakıla “Allah’ım! Ümmet-i Muhammed” diye yalvarsa ben inanıyorum, idbarımız ikbale döner.”

Ona göre; gecelerin ihya edilmemesi, ferdî ve içtimaî günahlarımız adına seccadenin üzerinde iki damla gözyaşı olmaması kıyametleri kopartacak bir hadisedir. Şu tespit de Hocaefendi’nin: “Ufak tefek hadiseler karşısında kıyametleri koparanlar, kıyametleri kopartacak hadiseler karşısında sessiz kalıyorsa, mele-i a’lânın sakinleri onlara ‘yuh’ der.”

Ona göre; başkalarına hayat üflemek, onları diriltmek isteyenler önce kendileri diri ve hayatta olmalıdır. Gecesini ihya etmemiş kişiler gündüz ölü sayılır.

Daha sıralayabilirim teorik planda çoklarımızın bildiği bu bilgi ve değerlendirmeleri. Ama bunları bilmek yetmiyor; hayata hayat kılmak gerekiyor. Yoksa Kur’an’ın teşbihi ile sırtı kitap yüklü eşeklerden farkımız kalmıyor.

Tam bu aşamada başta gafil nefsim olmak üzere bir teklifim var. Hocaefendi’nin dediği gibi özellikle böylesi sıkıntılı günlerin gecelerinde seccadeyi yeniden keşfetmemiz gerekiyor dostlar. Necip Fazıl edasıyla

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
Yalnız seccademin yönünde şefkat,
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

deyip alnımızı seccade ile buluşturmamız şart.

Öyleyse gelin “dinin ruhuna aykırı” nice şeylerin yapıldığı şu günlerde seccadeye koşalım. Gelin, “binlerce mesâvinin aynı anda yaşandığı ve nice akıllıların bile makam-ı hayrete” düştüğü dönemde seccade ile farklı bir şekilde buluşalım.

Gelin, şahsî hırsların, haset duygularının, kibir alâmetlerinin zirve yapıp dinî duyarlılığın tatile çıktığı günümüzde “Neredesin seccadem?” diyerek farklılığımızı ortaya koyalım.

Gelin, çoklarının yakın ve uzak gelecekte kendilerini utandıracak sözlere ve eylemlere imza attığı günümüzde ibadetlerimize çekidüzen verelim, her bir namazımızı son namazımızmış gibi kılalım.

Gelin; sahabe gibi aklımızdan geçen şeylerden bile hesap vereceğimiz endişesini yüreğimizin derinliklerinde duyarak kemerbeste-i ubûdiyet içinde kendimizi Allah’ın rahmet deryasına salalım.

Gelin; nefs-i emmâre’nin suratına bir tokat atıp levvâme, mutmainne, râdiye, mardiyye basamaklarını hızlıca çıkalım ve sâfiye mertebesinde ârâm eyleyelim.

Gelin; Allah’tan başkasına eyvallah etmediğimiz göstergesi olarak O’na melekleri bile kıskandıracak ölçüde teslimin, tevekkülün, tefvizin, sikanın kulları olalım.

Share:

More Posts

Send Us A Message