Cemaat mi koydu o 4.5 milyon doları oraya?

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Cemaat mi koydu o 4.5 milyon doları oraya?

Varsayalım ki 17 Aralık 2013’te başlayan, Türkiye’nin en büyük yolsuzluk soruşturması değildir.

Varsayalım ki 17 Aralık Fethullah Gülen Cemaati’nin Başbakan Tayyip Erdoğan hükümetine karşı ‘darbe girişimidir’.

Varsayalım ki Gülenciler 12’nci yılını süren AK Parti iktidarında kendilerine gösterilen hoşgörüyü istismar ederek yargıda, poliste, askerde, maliyede ve eğitimde gizlice örgütlendiler.

Varsayalım ki daha 24 Kasım 2013’te, yani 17 Aralık’tan beş hafta önce “Ne istediniz de vermedik?” diye soran Erdoğan, devlet içindeki Gülenci örgütlenmeden haberli değildi.

Yani, Ergenekon, Balyoz, Oda TV soruşturmaları ve yargılamaları sırasında AK Parti hükümeti devlet aygıtı içindeki Gülen sempatizanlarından haberli değildi.

Yani AK Parti hükümeti Poyrazköy, Gölcük aramaları, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiası soruşturmasının Özel Kuvvetler Karargâhı aranarak yapılmasında Gülencilerin rolünden haberli ve memnun değildi.

Hatta Genelkurmay’ın elektronik istihbarat tesislerinin MİT’e devri, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sorgulanmak istenmesi gibi gelişmelerin arkasında Gülencilerin bulunduğundan şüphe etmemiş, bu arada

Tarım, Sağlık, Eğitim gibi bakanlıklarda hafiften tasfiye harekâtlarına başlamamıştı.

Yani diyelim ki AK Parti, Arınç’ın dediği gibi 17 Aralık’a dek içindeki ‘paralel devleti’ anlamayacak kadar ‘saftı’.

Ve varsayalım ki 17 Aralık yolsuzluk soruşturması, tıpkı Başbakan Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ABD ve AB yetkilileriyle her buluşmasında uzun uzun anlattığı üzere ‘paralel devlet’in bir darbe girişimidir.

Hiçbir devlet, hiçbir örgüt, hiçbir şirket, hiçbir arkadaş topluluğu, kendi içinde boy verip kendisini ortadan kaldırmaya azmetmiş bir çabayı görmezden gelemez, izin veremez; bu ayrı bir konu.

Öyle bir durumda da yapılması gereken, yargı üzerinde siyasi baskı kurmadan mahkemelerin bir yandan bu darbe girişimini, diğer yandan da ortaya atılan yolsuzluk iddialarını soruşturmasını sağlamaktır.

Modern demokrasilerin gereği budur.

Darbe kuşkusunu da yolsuzluk soruşturmasını da yürütecek olan, mahkemelerdir.

Kumpas kuşkusu, yolsuzluk iddiasını ortadan kaldırmaz.

Ve varsayalım ki bütün o görüntü kayıtları, konuşma kayıtları, para trafiği, teslimatlar, hepsi bir gizli örgütün kumpasıdır.

Varsayalım ki dört bakan mecbur kaldıkları için değil, iftiraya uğramalarını kaldıramadıklarından onur istifası etmişlerdir. Onlardan ikisinin çocukları ve İran asıllı Reza Zarrab bir hiç yüzünden tutuk altında bulunmaktadır; masumiyetleri anlaşılacaktır. O para sayma makineleri filan hep kumpastır.

Yine de eski Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan o 4.5 milyon Amerikan Doları’nı ayakkabı kutularına yerleştirip, yatak odasına kimin koyduğu sorusu cevapsızdır.

Cemaat sempatizanı polisler mi, derin devletten arta kalan darbeciler mi, Türkiye’yi bölmek isteyen dış güçler mi bu kumpas için 4.5 milyon doları böylece gözden çıkardılar?

Kim koydu o 4.5 milyon doları oraya?

Siz merak etmiyor musunuz Allah aşkına?

Share:

More Posts

Send Us A Message