Güzel Ölüm

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Güzel Ölüm

Her gün, belki her saat beklediğim haber. Annesi babası yaşlı insanların normal ruh hali. Bir gün telefon çalar ve size onlardan birinin ölüm haberi gelir.

Ölüm Allah’ın emri, takdir-i İlahi. Olgunlukla, metanetle karşılamak lazım. “Allah’tan geldik, O’na döneceğiz.” Yediğimiz her lokmanın, alıp verdiğimiz her nefesin sayısı belli. Vadenin dolması, nefes sayımızın sona ermesi demektir. Ruh bedenden çıkar, ebedî âleme göç eder.

Bu dünya ile öbür dünya arasındaki mesafe, sandığımız kadar milyonlarca ışık yılı değil. Görünmez kapı, saydam sınır hemen yanı başımızda. Diyelim ki, uzayın derinliklerindeki bir yıldızla aramızla 10 milyon ışık yılı var, oraya varmanız için 10 milyon yıllık bir elips çizip yol almanız lazım. Ancak ilk hareket noktanız ile varış noktanız arasında ipince bir çizgi, saydam bir kapı var. Vadenin dolduğu an, işte öbür tarafa hemencecik geçtiğiniz andır. Milyonlarca ışık yılı yol kat etmeniz gerekmez. İnsan hep sınırda yaşadığını bir bilse ve bu bilgiyi imana dönüştürebilse!..

Bütün bunları biliyorum. Her zaman aklımın bir köşesinde. Hiçbir zaman ölümü unutmam. Bunu büyük bir gaflet sayarım. Yıllardır annem veya babamdan biri veya bir yakınım vefat edecek olsa, bu düşüncelerle ölümü göğüsleyeceğimi düşünmüş, kendimi öyle hazırlamışım.

Babamın ölüm haberini aldığım zaman -çok tuhaf- hiçbir şey hissetmedim. Bir anda derin bir boşluğa yuvarlanmıştım sanki. İlk aklıma gelen, bir iki saat içinde bir uçağa atlayıp cenazeye yetişebilmek. Üç saat bununla geçti ve dostların yardımıyla, kardeşimle ilk uçağa binmiş oldum.

Akşam vardığımda babamı kefenlemiş, öylece büyük odanın ortasında yatırmışlardı. Ev ağzına kadar doluydu. Kardeşlerim, yeğenlerim, akrabalar ağlıyordu. İlk defa annemin elini öpmeden bir şey yaptım. Babam uzun boylu ve yakışıklıydı. Başını kıbleye çevirmişlerdi, yerde boylu boyunca yatıyordu. Baş ucunda oturdum. Ağlamayacaktım. Ölüm bu, “göz yaşarır, kalb hüzünlenir.” Kainatın Efendisi, ne kadarına izin vermişse, o kadarını kullanacaktım. Bir anda hıçkırıklara boğuldum.

Eski cahiliye âdetleri dirilmesin diye odayı boşalttırdık. Mahallenin hocası Kur’an okumaya başladı. Ben de ona eşlik ettim. Kur’an okudum. Okudukça içimdeki acı birazcık hafifliyordu. Ama bir ara mushaftaki satırların gidip gelmeye başladığını fark ettim. Ancak iki sure okuyabildim.

Yüzünü açtım. Elimi yüzüne sürdüm, başını, saçlarını okşadım. Yüzü çok güzeldi. Kırışıklar gitmiş, hafifçe sararmıştı. Çok huzurluydu. Yüzünde en ufak bir korku, panik izi yoktu. Sanki uykusuna devam ediyordu.

Babam 1340 (1924) doğumluydu. Babası Ali, jandarma çavuşuydu; onu 1,5 yaşındayken kaybetmiş olmasına rağmen onunla gurur duyardı. Mü’min bir insandı. Hırsı, tamahı yoktu. Günlerce aynı elbiseyi giyerdi, ona ne alırsak alalım, bayram seyran dışında hiçbirini giymezdi. Para tutmasını bilmezdi.

Vefatından iki gün önce bütün dost ve tanıdıkları dolaşmış, onlarla vedalaşmış. O akşam anneme ve kız kardeşime ufak tefek alacak verecekleri saymış. Aileden herkesin ismini sayarak hakkını helal etmiş. Mardin’de hâlâ su sıkıntısı var -ve koskoca şehrin cenaze arabası yok.- O gece sıra bizdeymiş. Suyu beklemiş, depoyu, varilleri doldurmuş, çiçekleri sulamış ve bu arada anneme “-Beni bu suyla yıkayacaksınız” demiş. Sonra sabah namazını kılıp yatmış. Sabah saat 10’da kız kardeşim onu kahvaltı için uyandırmaya gittiğinde vefat ettiğini görmüş.

Sessiz sedasız. Kimseye seslenmeden, herhangi bir şikayette bulunmadan.

Güneşli, güzel bir havada onu defnettik. 37 sene önce vefat eden annesinin mezarına gömülmeyi istemişti hep. Yanlış yerde mezar kazıldı, yeni bir mezar açmak zorunda kaldık. Mahalleden çocukluk arkadaşları, “-Mehmed’in iki evi oldu, yazlık ve kışlık. Bu kış burada idare etsin, yazın öbürüsüne geçer.” diye ona takıldılar. Ölüm o insanlar için çok tabii bir şey.

Eğer gerçekten akraba, dost ve yakınların manevî desteği olmasaydı, ölümü karşılamak çok daha güç olacaktı. Başta Fethullah Hoca Efendi olmak üzere, yüzlerce değerli insan acımızı paylaştı. Taziye süresince mübalağasız binlerce insanla görüştüm. Çevre il ve ilçelerden insanlar konvoylar halinde geldi, kimisi telefonla aradı, başsağlığı diledi. İstanbul’dan cenazeye gelen Zaman’ın dört yönetici ve yetkilisine, hatim indirten Adana veya Gaziantep temsilcilerine ve diğer temsilcilere; kısaca arayan ve soran bütün dostlara teşekkür ederim.

Ölümün ilk gününde insanın kalbine kırk iğnenin bir anda battığı söylenir. Her gün biri çekilir; ama sonuncusu ölüme kadar orada kalırmış. Babamın vefatı üzerinden daha bir hafta geçti. Mutlaka herkes babasını çok sever. Ben de çok severdim. Güzel bir insandı, güzel bir ata binip gitti.

Onu çok özlüyorum. Babalar çok tatlıymış meğer!

Share:

More Posts

Send Us A Message