Arap Baharı, Abant Platformu’nun gündeminde

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Arap Baharı, Abant Platformu’nun gündeminde

Türkiye’nin ve dünyanın yaşadığı önemli sorunları tartışarak çözüm önerileri sunan Abant Platformu, 25. toplantısında ‘Arap Baharı’ndan sonra Ortadoğu’nun geleceği ve Türkiye’ konusunu ele aldı.

Protesto dalgasının etkilediği Suriye sınırına yakın Gaziantep’te gerçekleştirilen toplantıya 25 ülkeden 100’ün üzerinde bilim adamı katıldı. İlk günkü tartışmaların odağına ise Türkiye’nin Arap Baharı’ndaki rolü yerleşti. “Türkiye model mi olacak, yoksa tecrübelerinden istifade edilecek bir ülke mi?” sorusuna farklı cevaplar verildi. Arap katılımcılar, Batı’nın model dayatmasına karşı olduklarını ifade etti. Toplantıda, ‘Türkiye’nin model değil, ilham olabileceği’ görüşü öne çıktı.

Zirve Üniversitesi ile birlikte düzenlenen toplantının etkinliğe açılışı İstanbul’daki Çırağan Sarayı’nda yapılırken, sonraki oturumlar bölgenin en büyük kongre merkezi olan Gaziantep’teki Şehitkamil Kültür Merkezi’nde devam etti. ‘Arap Baharı: Devrim mi, isyan mı?’, ‘Bugüne nasıl gelindi? Arap Baharı’nın toplumsal ve uluslararası dinamikleri’ ve ‘Bundan sonra ne olacak? Arap Baharı’ndan sonra Ortadoğu nasıl şekillenecek?’ başlıklı oturumlarda hararetli tartışmalar yaşandı.

Gaziantep’teki açılış konuşmasını yapan Abant Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Galatasaray Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu, ne kadar barışçıl çözümler üretilebilirse geleceğin dünyasında da daha az çatışmalı toplumlar oluşacağını anlattı. Cumhurbaşkanlığı Ortadoğu Başdanışmanı Erşat Hürmüzlü, kendi ayakları üzerinde yükseldiği müddetçe Ortadoğu’daki hareketlenmelerin bahar olabileceğini ve Türkiye’nin de model değil daha çok ilham olabileceğini belirtti. “Rol gelip Türkiye’yi bulabilir ancak Türkiye’nin model olma gibi bir iddiası yok. Suriye’nin Mısır’ın kararları kendi mutfaklarında pişirilecektir. Biz halkla rejim arasında bir seçim yapmamız gerektiğinde, seçimimizi halktan yana yaptığımızı belirtmek isteriz.” diye konuştu.

Zaman Gazetesi yazarı Ali Bulaç da Türkiye’nin Arap ve İslam dünyasını doğru idrak edemediğini, her zaman Batı’nın yanında yer aldığını ve ulus devlet formunda devam ettiğini belirterek Türkiye’nin Ortadoğu’ya model olamayacağını vurguladı. Bulaç, “Hareketlenmeler Ortadoğu’ya özgü değildir, onlarla da sınırlı değildir. Bu bir medeniyet krizidir ama Arap dünyasına böyle yansıyor.” yorumunu yaptı. Mısır Kahire Üniversitesi’nden Pakinam Sharkawy, bölge ülkelerindeki geçiş sürecini eski elit kesimin yönettiğini ancak halkın baskısının artık daha kuvvetli olduğunu söyledi. “Demokratik geçiş süreci başlamıştır ve bundan geriye dönüş yoktur.” diyen Sharkawy, Arap dünyasında meydana gelen bu hareketlenmelerin merkezden değil, çevreden gelen hareketler olduğuna dikkat çekti. Bu bölgenin içerden modellerini oluşturacağına değinen Sharkawy, “Ne bölgeden ne de bölge dışından bir modelleme olmayacaktır.” dedi.

Toplantının Gaziantep’te tertip edilmesine dikkat çeken Prof. Dr. İhsan Dağı ise “Arap Baharı’nın kıyısındayız. 50-60 km ileride yaşanıyor bu süreç.” dedi. Eski rejimlerin güvenlik, refah ve özgürlük üretemediğini anlatan İhsan Dağı, bu rejimlerin yolsuzluk ve polis devletinden başka bir şey sunamadığı için halk nezdinde meşruiyet oluşturamadığını kaydetti. Dağı “Zeminsiz, desteksiz, tabansız rejimler çöktü.” tespitini yaptı. Arap Baharı’nın dışarıdan dayatılan, içeriden doğan bir süreç olduğunu savunan Prof. Dağı, “Sahnede değişimin aktörü olarak ilk defa Arap halkı var.” ifadesini kullandı. Ortadoğu’da iki menüye sıkıştırılmış rejimler olduğunu dillendiren İhsan Dağı, bunları “otokrat” ya da “İslamcı” rejimler olarak sıraladı. “Ama Arap Baharı gösterdi ki üçüncü yolları var.” diyen Dağı, bunu düzenli seçimlerle sağlanan demokratik yönetim olarak anlattı. Bu üçüncü yol için Türkiye’nin önemli bir model olduğunu söyledi.

“İslam artık bir öcü olarak ya da diktatörlerin egemenliklerini devam ettirme aracı olarak kullanılmıyor.” diyen Fas Sosyal Çalışmalar ve Araştırma Merkezi’nden Samir Boudinar ise ancak bu bölgelerde askerin en güçlü kurum olmaya devam ettiğini ve henüz hesaplaşmanın bitmemiş olduğunu anlattı. Boudinar, askerin bu bölgelerde devlete egemen bir kurum olduğunu belirterek “Mısır’da devlet ne meclise ne de başka birine teslim edildi, ancak askere teslim edildi.” diye konuştu.

Türkiye tecrübesi bölge için perspektif oluşturuyor

Çırağan Sarayı’ndaki açılışta konuşan Türkiye-AB Karma Parlamento Komitesi Eşbaşkanı Helene Flautre, Abant Platformu’nun farklı kanaat önderlerini bir araya getirmekle meşhur olduğunu belirterek, Türkiye’nin de Ortadoğu’da önemli bir role kavuştuğunun altını çizdi. Flautre, ilk hareketlenmelerin başlamasıyla Avrupa’da önce bir tereddüt oluştuğunu ve devrimlerin nereye kadar gideceği gibi soruların ortaya çıktığını söyledi. Bu aşamada Türk modelinin de ortaya çıktığını aktaran Flautre, “Şu anda ortaya çıkan Türkiye modeli de çok anlamlı bir model olarak görülüyor.” dedi. AK Parti’nin orduyu olması gereken yere koyduğunu ve kendi özelliklerini vurgulayan yeni anayasa çalışmaları yaptığını vurgulayarak kendileri için Türk modelinin bir gözlük oluşturduğunu hatırlattı. Flautre, “İlham kaynağı olan bir Türkiye, Arap ülkelerine demokrasi modeli olacaktır.” dedi. Hem demokratik, hem Müslüman yapısıyla Türkiye’de çok benzersiz bir tecrübe elde edildiğinin altını çizen Flautre; Erdoğan’ın Ortadoğu ziyaretlerindeki laik devlet vurgusunun da çok önemli olduğuna değindi. Flautre; Türkiye’nin bir gün mutlaka Avrupa Birliği’ne gireceğinden bahsederek Türkiye’nin Avrupa için çok önemli bir kapı açacağını anlattı. (AYŞE TOSUN İSTANBUL )

Araplar model aramıyor, onur arıyor

Çırağan Sarayı’ndaki “Arap Baharı: İsyan mı, Devrim mi?” başlıklı oturumun başkanlığını yapan Radikal Gazetesi yazarı Cengiz Çandar, daha önce Ortadoğu’da dış güçlerin etkili olduğunu ifade ederken, “Ortadoğu’da çok kez gördüğümüzün aksine bu kez tabandan, toplumun içinden gelen bütün bir bölgenin altını üstüne getirecek bir yer sarsıntısı.” dedi. Ankara’nın Suriye konusunda başarılı bir sınav verdiğini söyleyen Çandar, bu değişim dalgasının yanında yer almasının kaçınılmaz olarak Türkiye’yi de değiştireceği yorumunu yaptı. Tahrir Meydanı’ndaki gösterilere katıldığını anlatan Zayd Üniversitesi’nden İbrahim Ghanem ise 20 yıldan fazla Mısır’da bir diktatör olduğunu ve Batılıların bunu yeni gördüğünü belirtti. Mısır’ın Batı diktasından kurtulmak için bir devrim yaptığını dile getirerek “Burada olup bitenler Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra olup biteni gözden geçirmektir.” dedi. Programa Almanya Heidelberg Üniversitesi’nden katılan Prof. Aurel Croissant ise Ortadoğu’daki hareketlenmelerin birçok farklı yönünün bulunduğuna işaret ederek “Devrim mi, isyan mı?” sorusunun cevabının “her ikisi de” olacağını anlattı.

Oxford Üniversitesi’nden Dr. Philipp Amour da Arap dünyasındaki ayaklanmaların sebeplerini tartıştı. Amour, hareketlenmenin en büyük kaynağı olarak ekonomik sıkıntılar ve yüksek işsizlik oranlarını gösterdi. Amour’a göre ikinci kaynak ise yeni iletişim kanalları. Facebook ve Twitter gibi sosyal medya imkânlarının yanı sıra El Cezire gibi kanalların insanların zihnini açtığını savunan Dr. Amour, “Gençler otokratik rejimlere karşı konulması gerektiğini anladılar.” diye konuştu.

Ne Osmanlı eyaleti ne Batı’nın sömürgesi

Birleşik Arap Emirlikleri’nden İbrahim Ghanem ise Ankara’ya sert eleştirilerde bulundu.

“Türkiye’de kimse Beşşar Esed’in faşist bir katil olduğunu bilmiyor muydu?” diye soran Ghanem, Ortadoğu’da binlerce kişi öldükten sonra Ankara’nın harekete geçtiğini savundu. Ghanem, Türkiye’nin politika değişikliğinin temel sebebinin ekonomik çıkarlar olduğunu iddia etti. Türkiye’nin Arap dünyasına liderlik yapamayacağını düşünen İbrahim Ghanem, “ABD ve Fransa’nın sömürgesi olmayacağız. Osmanlı’nın yeniden eyaleti olmayacağız.” ifadelerini kullandı. Liderlik söyleminin hafızalarda yer ederek olumsuz bir rol oynadığına inanan Ghanem, “Artık Arap dünyası kendisine liderlik edebilir.” dedi. Ortadoğu’daki rejimlerin İsrail’i koruduğuna dikkat çeken Arap aydın, “Suriye, silahlarını 40 yıldır İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri için değil, kendi halkına karşı kullandı.” diye konuştu. Ghanem, “Ne Türklerin eyaleti olmayı ne de Batı’nın sömürgesi olmayı istiyoruz. Onur istiyoruz. İyi yaşamak istiyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı. “Türkiye’nin Ortadoğu’daki değişimde bence pek rolü olmadı.” diyen gazeteci yazar Mehmet Ali Birand ise “Korkum, Mısır’ın Türkiye modeli derken 12 Eylül Anayasası’nı kopyalaması. Arap sokağını fazla önceleyen dış politikaya dikkat. Bugün Erdoğan’ın posterini taşıyanlar yarın onları yırtabilir. Sokak çabuk değişir.” uyarısında bulundu. Türkiye’nin bölge ülkelerinin iç işlerine karıştığını da düşünen Birand, “Yarın Kürt sorunu kontrolden çıkarsa diğer ülkeler karışmaya başlarsa ne olacak?” diye sordu.

Ahmed Naimi adlı katılımcı ise “Uzun yollardan geldik; yeni şeyler duymak isterdik.” diyerek tepkisini dile getirdi. “Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun burada olmasını isterdik.” diyen Naimi, Türk bakandan son dönemde ortaya çıkan yeni kavramların izahını beklediğini kaydetti. Toplantı, bugün yapılacak ‘Arap Baharı ve Türkiye, Olası Sonuçlar, Senaryolar’ oturumu ile devam edecek. Toplantıya Mehmet Altan, Japonya’dan Yoshiaki Sasaki, ABD’den Peter Bechtold, Gönül Tol, Soner Çağaptay, İsrail’den Ehud Toledano ve Dror Zeevi, Fas’tan Samir Boudinar, Mısır’dan Tarek Abdalgalil, Fransa’dan Dorothee Schmid, Ürdün’den Gazi Rababah, Rusya’dan Gumar Isaev, Alexandr Sotnichenko, Mısır’dan Tarek Abdelgalil, Pakinam el Sharkawy, Gamal Arafa, Ukrayna’dan Tetiana Starodub gibi akademisyenler ile Mehmet Ali Birand, Ali Bulaç, Gürkan Zengin, Abdülhamit Bilici, Kadri Gürsel, Ceyda Karan, Alparslan Akkuş, Şirin Payzın, Ergun Babahan, Bülent Korucu ve Nihal Bengisu Karaca gibi gazeteciler katılıyor.

Share:

More Posts

Send Us A Message