Afrika’da Kabile Reisi ve Futbolun Çizdiği Türkiye’nin Yeni Sınırları

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Afrika’da Kabile Reisi ve Futbolun Çizdiği Türkiye’nin Yeni Sınırları

Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nevin Ateş, Star gazetesinden Ardan Zentürk ve Akşam gazetesinden Sevim Gözay ile birlikte Batı Afrika ülkelerinden Mali’nin başkenti Bamako’dayız.

Bamako’da hizmet veren Horizon Türk Koleji’nin öğrenci velilerinden bir işadamının
evine konuk olduk. Türkiye’den geldiğimizi duyunca ev sahibi bizlere muhteşem bir sofra hazırlamış.

Ancak yemeklere bakan yok. Hep birlikte büyük boy ekrandan Türkiye Hırvatistan
futbol maçını elimiz yüreğimizde büyük bir heyecanla izliyoruz.

Sadece heyecanlanan bizler değiliz. Ev sahiplerimiz de en az bizim kadar heyecanlılar.
Derken, son dakika golümüz, penaltılar ve maç bitti… Evin içi birbirine girdi.
Baktım Ardan Zentürk dağılmış vaziyette, Sevim Gözay ve Nevin Ateş çığlık çığlığa
yerlerinde zıplıyorlar, ev sahibiz ile Türk kolejinin müdürü Salih bey birbirlerine
sarılmış kendilerinden geçmiş vaziyetteler. Bu trans hali bir süre devam etti.

Arkasından Salih beyin telefonları çalmaya başladı. Telefonda ne konuştuğunu
anlamıyoruz. Konuştuğu dil Fransızca da değil, hiç duymadığımız bir kabile dili.
Konuşması bitiyor, peşine bir telefon daha geliyor, bir telefon daha… Telefonların ardı arkası kesilmiyor.

Bağırmaktan kısılmış sesimle Salih beye sordum ‘yahu bu gece yarısı kim bu telefon edenler?’

Salih Bey o sıcak mütebessim yüzü ile ‘biraz önce arayan Fildişi Sahillerinden
bir Afrikalı dostumuzdu, Türkiye’nin başarısını tebrik etti’ dedi. Arkasından Bamako
Belediye Başkanı, öğrenci velileri sırası ile telefon edip tebriklerini bildirdiler…

Kabile Reisinin Türkiye sevinci

Arayanlardan biri çok daha ilginç. Mali’nin çok ücra köşelerinden bir kabilenin
reisi aramış, bulunduğu yerden telefon çekmediği için kabilenin ileri gelenleri
ile bir dağın tepesine çıkmışlar oradan arıyorlarmış. Büyük bir heyecan ve sevinç
içerisinde Türkiye’nin başarısını tebrik etmişler.

Mali ziyaretimiz ile birlikte Senegal ve Fas’a da uğradık. Aynı coşkuyu oralarda
da gördük. Pasaport geçişte pasaportumuzu görüp Türk olduğumuzu anlayan Arap görevli
boynumuza sarıldı. Milli takımımızı ezbere saydı. Pasaportumla yurt dışında bu kadar
gurur duyduğumu hatırlamıyorum. Bütün Fas Türkiye’yi desteklemiş, meydanlara büyük
boy ekranlar kurulmuş, büyük bir heyecanla milli maçlarımız izlenmiş.

Bu gördüğüm sahnelerden sonra Türkiye’ye döner dönmez oturdum telefonun ve internetin
başına. Asya ve Afrika’da pek çok ülkeyi aradım. Aradığım yerler de oralardaki Türk
kolejleri tabii ki.

Türk Okullarının olduğu ülkelerde Türkiye heyecanı

Acaba dünyanın başka yerlerinde Milli takımımızın zaferleri nasıl karşılanmıştı?
İşte onlardan sadece bir kaçı;

Endonezya’nın başkenti Jakarta’da maç öncesi ve sonrası toplu dualar yapılmış.
Galibiyetleri İslam’ın muzafferiyeti olarak algılamışlar. Açe eyalet valisi bizzat
okullarımızı arayıp  “size çok dua ettik” demiş.

Çin’de Uygur Türkleri tarafından coşku ile kutlanmış.

Tacikistan Düşenbe’de Türk kolejlerinin mezunları arabalarla şehirde konvoy oluşturmuşlar,
Bazı bakanlar gece 03.00’de okullarımıza telefon açıp tebrik etmişler. O kadar devlet
içinde halkı Müslüman olan bir tek Türkiye diyorlarmış.

Güney Kore dünya şampiyonasında olduğu gibi bütün ülke milli takımımızı desteklemiş.

Tanzanya’da bütün ülke Hıristiyan’ı Müslüman’ı Türkiye’yi desteklemiş. Maçın
sonunda okula 01.00’de tebrik telefonları yağmış. Tanga şehrinin Belediye Başkanı
Salim Kasım o sırada İtalya’da imiş, oradan arayıp okul müdürünü tebrik etmiş. Türkiye’de
okumuş Tanzanyalılar da maçtan sonra okulu arayıp tebrik etmişler. Talebe velileri
aramış. Maç Cuma gününe denk geldiği için Cuma namazında dua edilmiş, zaferi duaya
bağlıyorlarmış. 

Kazakistan ve Kırgızistan’da halk “Türkiye milli takımı yüreklerimizin (kalplerimizin)
şampiyonu” diyorlarmış.

Gazze’de Arap spiker maçı sunarken iki gol yiyip mağlup duruma düştüğümüzde “tarih
boyunca bu aslanların ne mağlubiyetleri aşıp başları dimdik çıktıklarını gördük,
bu çocuklar döndürecek maçı” diyormuş.

Hem Saraybosna’da hem de Üsküp’de yer yerinden oynamış, Galibiyetimizin sevinciyle
Bosna ve Makedonya sokaklarına dökülen coşkulu kalabalıklar gece boyunca eğlenmiş.

En son örneğimi Azerbaycan’dan vermek istiyorum. MSN’den görüştüğüm Azeri dostum
Elnur Arslanov’un hissiyatını benim ifade etmem mümkün değil. Onun için bana yazdıklarını,
o güzel Azeri Türkçesi ile aynen size aktaracağım. Almanya maçı öncesi kendisine
“milli maçımızın zaferleri Azerbaycan’da coşku ile karşılandı mı?” diye sordum.
Cevabı şöyle oldu;
“oooooooooooooo. Onu sormaga hec ihtiyac yok….. Burda insanlar hepsi kucelerde
idi…. Hetta dün böyükelci teşekkür bildirdi…. Dedi ki, gece yarısı insanlar
böyükelciliyin önüne geldiyi zaman böyükelci özünü İstanbul’daki kimi hissetdi.
Coh mohteşem bir gece idi. İnshallah bu gün bele bir gecenin olmasını dua edirik.
Minlerle insan Baku’de sehere geder shenlik yapdılar. En esasi bu idi ki, her bir
nefer-genc, giz, oglan, her kesen kucelerde idi, avtomobillerin sesleri, signallari
sehere geder dayanmadı… Ve hec kes narahatciligdan düşünmürdü, her kesen sevinirdi…meselen
benim konşularım pencerelerinden Azerbaycan bayragları, Türk telebeleri ise Türkiye
bayragları asdılar.
Şeer deyil, bütün ölke birden-bire sevinç içinde patlandı… bunu görmek lazım idi…
çünkü söz ile danishmaq coh zor…insanlar coh sevinirdi… İnanılmaz bir gelebe
idi.

Men hemin vaht Londra’da Azerbaycan’ın boyukelciliginde seyr edirdim matchi… Düshündüm
ki, sefirliyin binasi uçacak… Çünki Türkiye gol vuran zaman hepimiz sevinicimizden
atlanmaga başladık.

Sonra ise gelebe..ve yeniden sevinc… 20 degige sonra Londra küçelerinde Türkler
toplashmaga bashladılar… Bizler de onlarla idik.

Trafalgar meydanına birden yüzlerle insan geldi… Hepimiz Türkiye gishgiridik böyle…
İnshallah bu gün bele bir günün olmasını coh arzulayirik…

Türkiye galib olan kimi, her kesene "Tebrikler! SUPER!" sms-ni gonderdim…ve aynı
smsler mene gelirdi.

Yani boyle bir sevnic    hoshdu!”

Ne hoş ifadeler değil mi? Yazımı okuyup bitirdikten sonra aşağıda vermiş olduğum
linklerden Baku sokaklarındaki coşkuyu izlemenizi tavsiye ederim. Ama mendiliniz
elinizde olsun, gözyaşlarınızı silersiniz. (http://rutube.ru/tracks/798219.html?v=2c2541fed5e1cfe00318e8f63a1c916d,
http://rutube.ru/tracks/798249.html?v=c0ef70f712445114fdb916fd8ebdaada,
http://rutube.ru/tracks/798274.html?v=233c6a025ee0443a96951551a7d08fbe)

Bu yıl Türkiye’nin Avrupa Futbol Şampiyonasındaki varlığı neden farklı hisleri harekete geçirdi?

Milli takımımızın zaferleri neden Asya ve Afrika’da büyük sevinçle karşılandı? Milli takımımız bu iki kıta için ne anlama geliyordu? Bu sevincin gerçek nedeni neydi? Bu Türkiye’ye bakışın ifadesi miydi? Yoksa Futbolun mucizesi mi? Ya da Avrupa’ya karşı ezikliğin ifadesi miydi? Bütün bu coğrafyada futbol sadece futbol olarak algılanmıyor muydu yoksa?

Aslında bu sosyolojik anlamda başlı başına incelenmesi gereken bir konudur.

2008 Avrupa Futbol şampiyonasında Türk milli takımının başarıları bize çoğumuzun bilmediği bir gerçeği ortaya çıkardı.

Bu gerçek Türkiye’nin etki alanı açısından misak-ı milli sınırları dışında çok daha geniş bir alana sahip olduğuydu. 

Bu sınırların Afrika’nın en ücra köşelerinden, Güney Kore’ye kadar uzandığını gördük. Futbol sayesinde ülkemizin Afrika ve Asya’daki yerini ve bizlerden beklenileni keşfetmiş olduk.

Türkiye ezilmiş ülkelerin, batı karşısında küskün halkların sesi oldu. İtilen, kakılan, horlanan, köle olup satılan bir dünyanın sesi.

Bakış bu.

Bu bakış şimdiye kadar hiçbir ülkeye nasip olmamıştır.

Bu çok büyük bir sermaye olduğu kadar çok büyük bir sorumluluktur da.

Share:

More Posts

Send Us A Message