Ne kadar şaşkınım bilemezsiniz. Katıldığınız bir dizi toplantıda hep ağzını kapalı tutmuş birinin birdenbire sağanak gibi lâflarla tartışmaya katıldığını işittiğinizde nasıl şaşırırsanız, onun şaşkınlığı işte benim yaşadığım. İstanbul Üniversitesi’nin eski rektör yardımcısı, şimdinin CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter defalarca dile getirildiğinde ses çıkarmadığı ithamlara cevap verdi.
20 yıl kadar önce üyesi bile olmadığı hümanist çizgideki bir derneğin yayın organı olan dergide yazı yazmış olmasını ‘tarikat üyeliği’ biçiminde yansıtanları vicdanları ile başbaşa bırakıyormuş Nur Hanım. “Benim tarikat üyesi olduğuma ilişkin haberler tümüyle gerçek dışı ve iftiradır; yaşamımın hiçbir döneminde tarikatlarla ilişkim olmadığı gibi, her zaman bu konudaki mücadelelerim için tehdit edildim” demiş…
1996 yılında yayınlanan ‘İnsan Merkezli Eğitim’ kitabından yapılan alıntı için de, “Gerçek Atatürkçüler tarafından beğeni ve övgüyle karşılandı; ben 12 Eylül sonrasında ‘Atatürkçülük’ adı altında yapılan yönlendirmelerin ve ders kitaplarında yeralan baskı içeren bilgilerin her zaman karşısında oldum” diyor.
Ne güzel…
Dün Kulis‘te alıntıladığım ‘Dinde Siyasal İslam Tekeli’ adlı kitabında şu yazdıklarını da ‘Atatürkçü’ diye anılan kesim beğeni ve övgüyle karşılıyor mu acaba: “Ne din, ne Atatürkçülük olarak tanımlanan dar kalıplar, Türkiye’nin sorunlarını çözümlemeye yetmiyor. Her ikisi de kendi dönemleri içinde gerçekçi, tutarlı, ilerici, yenilikçi… Her ikisi de ait olduğu dönemin toplumsal sorunlarına çözüm getirmiş, toplumu yeniden yapılandırmış. Ancak zaman hızla akarken, toplum değişmiş, sorunlar farklılaşmış, sosyal ve ekonomik ilişkiler çeşitlenmiş, ortaya ihtiyaçlara cevap veren yeni kurumlar çıkmış.”
Tabii, değişimden sonra dinin yerini hangi kurumun aldığını, Atatürkçülük ‘dar kalıbı’nın günümüzde neye evrildiğini belirtmediği için kastını tam anlamış değilim. Lütfeder, bir açıklama yaparsa, memnun olacağımı bilmeli.
Nur Serter 28 Şubat döneminde İstanbul Üniversitesi’nde başörtülü kızlar için uygulamaya koyduğu ‘ikna odaları’ ile şöhret bulmuştu. Sonra, seçimlere beş kala, ‘Cumhuriyet mitingleri düzenleyicisi’ olarak çıktı toplum karşısına. Oradan gideceği yer belliydi: CHP’den milletvekili adaylığı… Nur Serter şimdi Meclis’te.
Aslında geniş anlamda ‘sağcı’, dar anlamda ‘mukaddesatçı’ bilinen kesimin fazla uzağında olmayan biriydi Nur Serter. 1980’li yıllarda ‘Beyti Dost’ diye tanınan ‘reenkarnasyoncu’ bir gruba katılana kadar İstanbul Üniversitesinin ‘sağcı’ bilinen, Cumhuriyet gazetesinin bugün kendilerinden rahatlıkla ‘dinci’ diye söz edebileceği hocalarıyla birlikte hareket ederdi.
27 Mayıs ihtilâlinin çekirdek kadrosunda bulunduğu halde, ihtilâlin ilk günü alelacele oluşturulan ‘Milli Birlik Komitesi’ içerisine alınmadığını görüp hayal kırıklığına uğramış kurmay albay Emin Aytekin’in kızıdır kendisi. 27 Mayıs Emin Aytekin’i İstanbul Örfi İdare (sıkıyönetim) komutanı olarak atar. Daha sonra 1962 yılında askerlikle ilişkisinin kesilmesini getirecek bir ilişkiye girerek akrabası da olan Talat Aydemir’in iki darbe girişimini destekleyecek ve ihtilâlciliğin ‘çıkmaz bir sokak’ olduğunu anlayınca nedamet getirecektir.
Emin Aytekin’in anılarını topladığı kitabına ‘İhtilâl Çıkmazı’ adını vermesi bile nâdim oluşunu gösteriyor. “İhtilâl çıkmaz bir yoldur” diyor kitabın önsözünde ve ekliyor: “Biz 27 Mayısçılar adım adım bu yollardan giderek, sağımızı-solumuzu tanıyarak bu çıkmazı öğrendik.” 27 Mayıs’a ülkeyi götüren şartları da CHP’ye ve İsmet İnönü’ye mal ediyor Emin Bey; yıllar sonra kızının milletvekili olacağı partiye yani…
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi genellikle ‘sağcı’ bilinen hocaların yoğunlukla bulunduğu bir bilim ocağıdır; ya da şöyle söyleyeyim, ‘sağcı’ bilinen hocaları bayağı güçlüdür o fakültenin… Nur Serter de akademik hayata ilk adım attığında fakültedeki ‘sağcı’ hocaların çizgisindeydi. Ülkücü gruba daha yakındı.
Dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün 27 Mayıs’ın yıldönümü vesilesiyle 1976 yılında yaptığı bir açıklamada Türkiye için en büyük tehlikenin ‘Pantürkizm ve Panislamizm’ olduğunu vurgulaması büyük tepki çekmişti. O açıklamaya verdiği tepkiler yüzünden cumhurbaşkanına hakaretten cezaevine düşenler bile oldu.
Şimdi şaşıracağınız noktaya geliyorum: Korutürk’ün o açıklamasına karşı çıkan bildiriye, Tunca Toskay, Celal Erçıkan, Turan Yazgan, Enis Öksüz, İhsan Süreyya Sırma ve Esat Coşan ile birlikte Nur Serter de imza koymuştu.
Meclis’imizin renkli bir üyesi olduğu kuşkusuzdur.








