İnce İnce Düşünme Zamanı

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » İnce İnce Düşünme Zamanı

‘Düğme’, ‘karşı devrimciler’, ‘dış mihraklar’ ve ‘onların içimizdeki hain uzantıları…’ Yeni sürümüyle de ‘sivil darbeciler’! ‘Maksadı bizce belli…’ girişiyle başlayan açıklamalar!…

Ülkemizde ne zaman kötü bir olay cereyan etse yukarıdaki ihtimaller art arda sıralanır. Sonra herkes kendince maznun olarak zihninde belirlediği ihtimalin taraflarına hadiseyi otomatik olarak fatura eder. Eğer gelişmeler ve ortaya çıkan deliller kendi zihnî gerçeğine uymuyorsa, işin altında ‘bit yeniği arama’ devresine geçilir.

Yanılacak değil ya!

Daha serinkanlı olsak; kararlılığımızı gösterip, sonra da yetkililerin olayları soruşturmasını beklesek olmaz mı? Eğer sonuçlar ortaya çıkartılamıyorsa o zaman konu aydınlatılıncaya kadar peşini bırakmasak; ısrarla takip etsek…

Aslında olmayacak şeyler değil. Bununla birlikte bir türlü başarılamayan bir şeydir bu bizim için.

Nerede akıl, nerede hukuk, nerede sağduyu demekten insan kendini alamıyor…

***

Danıştay cinayeti ve sonrasında, alışılmış şablon tekrarlanırken arada farklı sinyaller gelmeye başladı.

Acı olan taraf şu ki, bu sinyaller var olan ümitleri de kırmaya yönelmişti.

Ne oluyor?

Menhus bir beyin ya da ‘beyinler bileşeni’ her şeyi planlayıp sonra harekete mi geçiyor? (Bu yaklaşıma komplocu denildiği malum) Yoksa planlama yeteneğinden mahrum ama ihtiraslarının önünü alamayan kişi ya da grupların muhteris talepleri kontrolden çıkarak önü alınmaz kargaşaları mı doğuruyor? Yoksa ikinci şıktan doğan karmaşayı içten ya da dıştan başka taraflar değerlendirerek tamamen farklı bir sonuç mu çıkartıyor? Bunlarla muhterislerin nasıl bir ilişkisi var?

Dinî konularda bilgili bir arkadaş bu soruları duyunca şöyle dedi: Ben karışık işlerden anlamam. Sana bir şey söyleyeyim, işine yararsa üzerinde düşün: ‘Şeytanın en büyük hilesi yoldan çıkardığı kişilere önce kendisini inkâr ettirmesidir. Bu hile sayesinde yaptığı kötülüklerin kendisine fatura edilmesini önler!’

***

Biraz düşündüm. Şeytanın ilk insandan itibaren asırlar boyunca edinmiş olabileceği kandırma tecrübesini hesaplamaya çalıştım. Arkadaşa tekrar sordum: İnsanların şeytanla ittifak kurarak onun birikimini kullanma ihtimali var mıdır?

Şunu biliyorum dedi: ‘… Böylece biz her peygambere, insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Onlardan bazıları diğer bazılarına, aldatmak için birtakım yaldızlı sözler fısıldayıp telkin ederler. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. (En’am 112)’ mealinde bir ayet var.

***

Ayetin işaret ettiği noktayı biraz düşündüm. Ortaya atılan isimleri ve onları ortaya atanları alt alta yazdım. Haklarında neler söylendiğine dikkat etmeye çalıştım. Sonra hiç adı geçmeyen kim ya da kimler var diye düşünmeye başladım.

Şimdi, olayları takip edip, aklımda beliren şeylerin doğrulanıp-doğrulanmayacağını takip etmek kalıyor. Eğer olayların akıbeti düşündüklerimi doğrularsa, yeni bir şey öğrenmiş olacağım: Hiç adı geçmeyen ve ihtimal verilmeyeni bularak işe başlamak… Tabii bu yöntem sıradan olayların ötesindekiler için geçerli.

Şimdilik günlerdir yazılanları kategorize etmek ve daha ileri gitmemek galiba en doğrusu; çünkü olayları içinden çıkılmaz hale getirebilmek için Genelkurmay’ın önünde gazetecilerle buluşup kroki dağıtabilecek kadar gözünü karartmış tipler var ortalıkta. Fazlası onların istismar politikalarına yaramaktan başka bir fayda sağlamayacak.

***

Birinci kategoride, hükümetle birleştirilerek ısrarla olayların sorumlusu haline getirilmeye çalışılan halk kitleleri yer alıyor. Bunlar ‘F’ tipi ‘G’ tipi gibi farklı isimler ve kısaltmalarla işaretleniyor. Bu kısaltmaları kullananlar aynı zamanda bu kategoriye sokmak istedikleri insanlar hakkında ne düşünüldüğünü de ifade etmiş oluyorlar.

İkinci kategoride zinde güçler yer alıyor. Gayretkeşler korosu birinci kategoride yer alan kişilerin zinde güçleri yıpratmak için planlı bir faaliyet içinde olduğunu ısrarla propaganda ederek zinde güçleri kendi halkıyla karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Bunu sağlayabilirlerse elde edecekleri kâr hesap edilemeyecek boyutlara ulaşmış olacak.

Üçüncü kategoride ismi ısrarla temize çıkarılmaya çalışılanlar yer alıyor. Bu çaba, o kişileri koruma düşüncesinden değil, onların üzerinde fazla durulursa gerçek adrese ulaşma ihtimali yükseleceğinden dolayı gösteriliyor. Disiplinsizliğinden dolayı atılmış kişiler zinde güçlere isnat edilerek onları kirli işlere bulaştıran odaklar gizleniyor.

Dördüncü kategori bir ve ikinci kategorinin özelleştirilmesiyle elde ediliyor. Böylece devletin iki kurumu karşı karşıya getirilerek kirli olaylar devletin iç problemi haline getiriliyor ve kurumların kendilerini koruma refleksi harekete geçirilerek devletin bekası tehlikeye atılıyor.

Bu durumda her bir Türk vatandaşına ince ince düşünmek ve çok temkinli olmak düşüyor.

Şimdi Ulusalcılar Bu İşe Ne Diyecek?

Bazı ulusalcı yazarların ‘Ey okur’ formatına özendiğini biliyorum. Formatın sahibi Güler Kömürcü bir ‘pusu’ yazısı kaleme aldı. Kısaca şöyle diyor:

Sam Amca, radikal İslam’ın önünü kesmek için masada ürettiği ılımlı İslam projesinden vazgeçmiş. Şimdi İran ve Kafkasya’da ulusal çıkarlarını elde edebilmek için yeni bir rol model arıyormuş. Yeni rol modelin milliyetçi ve ulusal değerleri güçlü olması gerekiyormuş. Türkiye’de yaşanan olaylar bu süreçle alakalıymış ve ılımlı İslamcıların tasfiyesiyle sonuçlanacakmış. Yerlerine Sam Amca tarafından ulusalcılar getirilecekmiş!..

Karmakarışık bir iş. Şimdi ulusalcılar bu peşreve ne diyecek? Bağımsızlığımız elden gidecek. Türkiye AB’nin bir eyaleti olacak, diyorlardı. Güler Hanım’ın çizdiği Türkiye tablosu onlara neyi hatırlatıyor? Bağımsızlıktan dem vuran ulusalcılarımız Sam Amca tarafından etkin kılınacaklarını duyunca ne düşündüler acaba? CIA ajanı ABD taşeronu olarak yaftaladıkları insanların yerine konulacaklarmış. Bakalım tepkileri ne olacak?

Share:

More Posts

Send Us A Message